nav_bar_left Anasayfa arrow Arşiv arrow YIL:1 SAYI:1 arrow YÖNETİM VE TARİH İLİŞKİSİ AÇISINDAN HUN VE GÖKTÜRK YÖNETİM YAPILANMASININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ
 

Ebsco
E-dergimiz EBSCO Host
tarafından taranmaktadır.


E-Dergimiz Index Copernicus 
tarafından taranmaktadır. 

Asos
E-dergimiz Asosindeks tarafından
taranmaktadır.

Ana Menü
Anasayfa
Editorden
Künye
Yazım Kuralları
Arşiv
Arama
İletişim
Arşiv
YIL:5 SAYI:2
YIL:5 SAYI:1
YIL:4 SAYI:2
YIL:4 SAYI:1
YIL:3 SAYI:2
YIL:3 SAYI:1
YIL:2 SAYI:2
YIL:2 SAYI:1
YIL:1 SAYI:1
YIL:1 SAYI:2
Web Stats
Son Eklenenler

YÖNETİM VE TARİH İLİŞKİSİ AÇISINDAN HUN VE GÖKTÜRK YÖNETİM YAPILANMASININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ PDF Yazdır E-posta

YÖNETİM VE TARİH İLİŞKİSİ AÇISINDAN HUN VE GÖKTÜRK YÖNETİM YAPILANMASININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ

Cantürk CANER
K. Mehmet EKİCİ


1.Yönetim Ve Tarih İlişkisi
Bir çok düşünür yönetim kavramı üzerinde çeşitli düşünceler ileri sürmüş, çoğu da yönetimi bir sanat olarak değerlendirmiştir. Oysa sanatların en eskisi olarak nitelenmesine rağmen, yönetim kavramı bilimsel anlamda bir asır öncesinden beri gelişmekte olan yeni bir olgudur . Bilindiği üzere yönetim, önceden belirlenmiş amaçların gerçekleşmesi için belirli bir sistem içerisinde bir araya gelmiş örgütsel oluşumlar ve bu oluşumların belirli bir sistematik çerçevesinde ele alınmasıdır. Daha kesin bir ifade şekli içinde yönetim, disiplinler arası bir disiplin olarak ele alınan ve eş-amaçlı kişilerden oluşan bir örgütsel yapıyı ve örgütsel amaçların en akılcı yoldan gerçekleştirilmesine yönelik faaliyetler dizisi olarak karşımıza çıkmaktadır . Yönetimin bu durumu, aynı zamanda onu evrensel bir etkinlik biçimine sokmuş; uygulamada bazı yöresel farklılıklar taşımasına karşın temelde başlı başına bir bilim dalı haline getirmiştir.
Tarih ise, ortak yaşama arzusunda birleşen toplumların yaşadıkları olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde yer ve zaman belirterek incelenmesi çabası olarak değerlendirilir. Doğaya ve kendilerini tehdit eden bütün düşmanlarına karşı birlikte hareket edebilme amacıyla bir araya gelen her toplum, nihayetinde 'devlet' kavramı çatısı altında örgütlenir. Şüphesizdir ki, devletleşebilen toplumlar da 'millet' adıyla tanımlanacaktır.
İşte bu düşünceden yola çıkarak tarihi, niceliksel zaman açısından geçmişte olup bitenleri, artık millet adıyla anılmaya başlayan toplumların geçirdikleri dönemleri yer ve zaman belirterek anlatan; geçmişte yaşanan olaylar arasında nedensel ilişkiler kurmaya çalışarak bu ilişkileri belge ve kalıntılara dayandırarak sistematik olarak incelemeyi konu edinen disiplin şeklinde tanımlayabiliriz .
Yukarıda da belirtildiği gibi yönetim kavramının faaliyetler dizisi olarak ele alınması, söz konusu bilim dalını başta tarih disiplini bilinciyle doğrudan bir ilişki içine sokmaktadır. Bu ilişki tarih felsefesiyle doğrudan bağlantılıdır. Epistemolojik ya da kavramsal bir kaygıyla, tarihsel araştırmaların amaçlarını bu alanda çalışan kişilerin malzemelerini betimleme ve sınıflama yöntemlerini ya da çalışmada uygulanacak yol ve yöntemlerinin incelenmesi felsefesi olan tarih felsefesi , diğer bilim dallarını etkilediği kadar Yönetim Bilimi'ni de doğrudan etkilemekte, böylece yönetim kavramını evrensel değerlerle birleştirebilmektedir.
Tarih-Yönetim ilişkisi özellikle millet adını almış toplumların devletleşme çabaları altında kendini göstermektedir. Bilindiği gibi yönetim, toplumsal yaşamın her alanında görülen bir kavramdır. Yukarıda da değinildiği gibi milletleşen her toplumun devlet çatısı altında toplanması 'devlet yönetimini', daha açık bir anlatımla Kamu Yönetimi Bilimi'ni doğurur. İşte tarih disiplini özellikle bu alanda kendini göstermektedir.
Bilindiği üzere Türkler, dünya üzerinde ortaya çıkmış bütün milletlerin en eskisi ve devlet anlayışı en köklü milletidir. Türkler, türlü nedenlerden dolayı zaman zaman coğrafyalar değiştirse de, bulundukları yöreler üzerinde bu alışkanlıklarını koruyarak, süreklilik göstermişlerdir. Bu nitelik itibarıyla Türklerde devletleşme alışkanlığı karakteristik bir nitelik şekline dönüşmüştür. Gerçekten de günümüze kadar yaklaşık beş bin yıllık Türk tarihinde 16 büyük imparatorluk, sayısız devlet ya da türlü siyasal oluşum göze çarpmaktadır. Bu sayıların çokluğu ve kuruldukları alanlara bakıldığında devletleşilen her coğrafyada Türk Milleti'nin etkileri öncelikle göze çarpmaktadır. Bu bağlamda Türkler, devletlerini kurdukları her alanda kendilerine ait toplumsal ve yönetsel kültürlerini korumuşlar ve sınır komşularını etkileyerek; onlardan da aynı ölçülerde etkilenmişlerdir.
Türk yönetim anlayışının diğer önemli bir özelliği de hangi uygarlıkta olursa olsun, dünyadaki yönetsel gelişmeleri çok çabuk fark ederek, kendi öz kültürlerine yerleştirebilme yetenekleridir. Ancak Evrensel Kamu Yönetimi Bilimi'ne büyük katkıları olan Türk Devlet Yönetimi anlayışının yeterli ilgiyi görmemesi oldukça düşündürücüdür. Unutulmamalıdır ki kendi tarihini ve öz değerlerini bilmeyen milletler başka milletlerin tahakkümü altına girerler.

2.Türk Kamu Yönetiminin Doğuşu
"Türk adı, Türk Milleti'nin tanımını yapmakla kalmaz, aynı zamanda Türk Kamu Yönetiminin de aslını oluşturur. Türk adına gerek kaynaklarda, gerekse araştırmalarda türlü manalar verilmiştir. T'uküe (Türk)= miğfer; Trk (Türk)=terk edilmiş; Türk= olgunluk çağı; Takye= deniz kıyısında oturan adam; cezbetmek vb... gibi. Geçen asırda A.Vanbery'nin ilmi izaha (bilimsel açıklama) doğru ilk adım kabul edilen fikrine göre 'Türk kelimesi' türemekten çıkmıştır. J.Deny' de bu fikirdedir. Z. Gökalp Türk adını "Türeli" (Kanun ve nizam sahibi) diye açıklamıştır. W. Borthold'un düşüncesi de buna yakındır. Kelimenin Törük *Türük*Türk şeklinde gelişmesini mümkün görmeyen ve bir kabile adı da olmadığını belirten G.Doefer'e göre Orhun Kitabesindeki 'Türk' tabiri daha ziyade 'devletin esas halkını teşkil eden millet' (staatsvolk) manasına gelmektedir. Fakat "Türk" sözünün cins isim olarak güç-kuvvet (sıfat haliyle, güçlü kuvvetli) anlamını taşıdığı 1912'de neşredilen eski Türkçe bir vesikadan anlaşılmıştır. Burada geçen 'Türk' kelimesinin millet adı 'Türk' sözü ile aynı olduğu A.V.Le Coq tarafından ileri sürülmüş ve Göktürk kitabesinin çözücüsü V. Thomsen tarafından da kabul edilen bu görüş, daha sonra Gy. Nemeth'in araştırmaları ile kesinlik kazanmıştır" .
Yukarıda da değinildiği gibi Türk yönetim tarihinin başlangıç noktası Türk adının altında yatar. Ancak devletsel açıdan yönetim kültürünün başlangıç noktası Büyük Hun İmparatorluğudur. Aynı zamanda Türk devlet geleneğinin de temellerini atan Hunlar, Türk yönetsel düşüncesinin sonraki yüzyıllarda kendi temelleri doğrultusunda gelişimini sağlamışlardır. Söz konusu bu anlayış aynı zamanda bölgelerinde dağınık ve azınlık durumunda olan Türk boylarının bir araya gelerek kısa zamanda erimelerini de engellemiş; böylece Türk yönetim düşüncesi, 'millet' kavramına dayandırılmıştır.
Türk yönetim anlayışı Hun İmparatorluğu'nun devamı sayılan Göktürkler ile yeniden şekillenmiştir. Nihayet söz konusu gelenek önce Uygurlara daha sonra Önasya Uygarlığı içinde kurulacak öteki Türk devletlerine bazı şekilsel değişikliklere karşın devredilerek günümüze kadar ulaşmıştır.

3. Hun İmparatorluğu'nda Yönetim Sistemi Ve Örgütlenme Anlayışı
"Mete, Türk tarihinin büyük bir başlangıcıdır. Büyük imparatorluklar, büyük olaylar, onunla ve onun kurduğu düzenle başlar. Elbette ki Mete'den önce de Türkler vardı. Ancak yazılı tarih belgelerimiz Mete ile başlıyor" .
Nüfus olarak sayıca az, coğrafya açısından ise oldukça sert ve engebeli bir bölgede siyasi birliklerini oluşturan Hunlar, M.Ö. 4.Yüzyıldan sonra içlerinde siyasi bir birlik kurarak tarih sahnesine çıkmaya başladılar. Siyasi birliklerini nasıl ve hangi olaylar sonunda kurdukları da tam anlamıyla bilinmemekle beraber, M.Ö. 318 (bazı kaynaklara göre 220) yılında Tu-man'ın "T'sin Devlet"nin güçlenmesinden çekinen beş adet Çin Krallıklarının Hunlar ile antlaşma yapmalarından çok önceleri devletini kurduğu düşünülmektedir. Kuruluşun ilk yıllarında Hunlar varlıklarını sürdürebilmek için Çinlilerle uğraşmak zorunda kalmışlar; yaklaşık 10 yıl kadar süren inişli çıkışlı egemenlik mücadelesi Mete (M'o-tun)'nin iktidara geçmesiyle yeni bir boyut kazanmıştır. Nitekim M.Ö.177 yılına gelindiğinde Hun İmparatorluğu'nun sınırları Kore ve Japon Denizleri'nden İtil ( Volga) Nehri'ne kadar uzanmış, Sibirya'nın neredeyse tamamı egemenlik altına alarak büyük bir devlet şekline dönüşmüşlerdir.
Hiç şüphesiz Mete Han, yalnızca fetih yaparak, sınırlarını genişletmeyi amaçlayan bir devlet adamı değildir. Türk tarihinin ilk bilge lideri olan Mete, seferlerini sürdürürken bile Hun Devleti'nin yönetim sistemini düzenlemiş, yalnızca kendi varislerinin değil bütün Türk devletlerinin etkileneceği muhteşem bir devlet sistemi ve örgütlenmesi anlayışını kurmuştur. Nitekim Mete'nin devlet kavramına bakıldığında bu durumun özellikleri kolayca görülebilir.
Öncelikle Mete Han'ın devlet anlayışı, bölünmez bir bütünlük içinde çok kutsal bir kavramdır. Devlet Gök-Tengri'nin bir emanetidir. Bu nedenle Onu korumak ve kollamak gerekir. Ayrıca Tengri, yeryüzünde adaletin sağlanması için Türk Milleti'ni görevlendirmiş, kendisi de bu adaletin yayılması için başta "Hakan" olmak üzere, bütün millete "Kut" vermiştir. Bundan dolayıdır ki, Türk toplumu öncelikle bir araya gelecek ve ardından bütün dünyayı egemenliği altına alarak adaletli bir biçimde yönetecektir. İşte bu noktadan yola çıkarak Hun yönetim sisteminin başının Gök-Tengri olduğu söylenebilir.
Gök Tengri'nin Hunların başı olduğundan yola çıkarak Hunların yönetim şeklinin oldukça katmanlı basamaklardan meydana geldiği ortaya çıkmaktadır . Öncelikle Gök-Tengri devletin en üst yöneticisi olup; sivil, askeri, yargı ve yasama organlarının da başıdır. Ülkenin bağımsızlığını koruyup, Türk Ulusu'nu kolladığı gibi, eğer milleti ilkelerinden ayrılırsa İli elinden alarak cezalandırır.
Devletin yönetim yetkisi ise, Kut'lu Tengri'nın asıl görev verdiği "Hakan"(ya da Kagan) sorumluluğundadır. "Böylece hükümdarlık yetkisi yasal ve meşru bir zemine oturtulmakta, karizmatik bir şekil kazanarak hükümdarlık, belirli bir soya inhisar ettiğinden devletten birinci derecede sorumlu olan uzun ömürlü hanedanlar kurulmaktadır" .
Hun devlet yönetimi geleneğini tamamlayan yan unsurlar da, devletin herhangi bir devlet güdümünde kalmadan kendi karalarını kendisinin verebilmesini (Oksızlık ya da tam bağımsızlık) sağlamak, yeterli derecede ve bütün Türkleri kucaklayan bir egemenlik alanı ( Uluş ya da Ülke) oluşturmak, devleti için her an ölmeye hazır, karnı tok, sırtı pek vatandaş kitlesini (Kün ya da Halk) belirli bir yaşam standardının üstünde yaşatmaktır. İşte tüm bu unsurlar "Hun Milleti"ni meydana getirmekte ve Mete Han'ın millet felsefesinin temellerini oluşturmaktadır.. Nitekim Mete, Çin İmparatoru'na gönderdiği mektubunda fethettiği bölgeler üzerinde yaşayan tüm uyruğu için "bunların hepsi Hun oldular; yay çekebilen okçuların hepsi bir tek aile haline gelerek, birleştiler" diyerek egemenliği altında bulunan bütün boylarını "Hun" üst kültüründe topladığını belirtmiş, kendisinden sonra kurulacak Türk İmparatorlukları'nın da devlet sistemlerini şekillendirmiştir .
Devletin dayandığı temeller dışında kalan yönetim örgütlenmesi de Gök-Tengri anlayışının yeryüzüne yansıtılması anlayışı üzerine şekillendirilmiştir. Egemenliğin kökeni Tengri'de olduğu için, devletin asıl yönetim örgütü yukarıdan aşağıya ya da soldan sağa doğru biçimlendirilmiştir. Güneşin doğduğu yön olan doğu kutsal sayılmış, devletin doğusu 'Hakan'ın doğrudan yönetimine bırakılmıştır. Devletin sağ kanadına doğru derinlemesine bir inceleme yapıldığında 'Sağkol Bilikhan (ya da Sağ Eligi)', 'Sağkol Han', 'Sağ Büyük Sangun', 'Sağ Büyük Serasker (ya da Sağ Başbuğu)', 'Sağ Büyük Tütünbeg' 'Sağ Kutbeg' hiyerarşisi sıralanır . 'Sağkol Bilikhan' hakan olurken 'Sağkol Han' doğrudan hakan tarafından atanan
ve 'başbakan' sıfatına sahip yöneticidir. 'Sağkol Han'ın bir başka görevi de 'Solkol Bilikhan'lığıyla koordinasyonu sağlamaktır. 'Sağ Büyük Sangun' ise 'Büyük Kurultay' tarafından atanarak 'Sağkol Han'ına çalışmalarında yardımcı olduğu ve aynı zamanda devlet harcamalarını denetleme görev ve yetkisiyle donatıldığı düşünülebilir .
Hun ordu yapısının merkezi karakterlerini göz önüne alarak 'Sağ Büyük Serasker'in doğrudan hakan tarafından atandığı ortaya çıkmaktadır. "Gerçekten de Hun ordusu temelde Gök-Tengri'ye bağlı idi ve Tengri'nin askerleri olarak nitelendirilmekteydi" . Bu bağlamda 'Sağ Büyük Serasker' özellikle Mete'den sonra (İçigse Kagan'la birlikte) ülkenin en jeostratejik bölgesinde ikamet ederek ordu komutanlığı göreviyle donatıldığı söylenebilir. 'Sağ Büyük Tütünbeg' ve 'Sağ Kutbeg'leri de Sağ Büyük Serasker'e bağlı görevlilerden oluşan birimlerdir . Sağ Kutbegleri'nin temel görevleri 'Sağ Büyük Serasker'ine çalışmalarında yardımcı olmaktır. Yaklaşık on bin kişilik bir askeri birliğe hükmettiklerinden hakan tarafından 'Sağ Büyük Serasker'e danışılarak atanmışlardır. Farklı olarak 'Sağ Kutbeg'leri sayısı tam olarak bilinememekle birlikte bugünkü 'bakan' görev ve yetkilerine sahip oldukları düşünülmektedir.
Batı yönü ise, başta 'veliaht' olmak üzere hükümdar ailesi tarafından paylaştırılmıştır. Ancak merkezi yönetim batıda bulunan yönetimin iç işlerine fazlaca karışma yetkisine sahip değildir. 'Solkol Bilikhan (ya da Sol Eligi)'lığının başında hakanın taht varisi olan oğlu (kimi zaman kardeşi ya da büyük amcası) bulunmaktadır. Örgütlenme bakımından Sağ Bilikhanlığı'na benzer. Buna karşın en küçük birimlerde ki yerel otoriteler Solkol Bilikhanı'nın tasarrufuna bırakılmıştır .
Temelde ikili bir yönetim anlayışıyla yapılandırılan Hun Devleti'nin merkezi yönetimi en tepede üçlü bir yapıda oluşturulan 'Kurultaylar'dan meydana gelmiştir. İlk kurultay, 'yasama' ve 'yürütme' görevini yerine getiren, Hakan'ın başkanlığında çoğunlukla ilkbahar aylarında toplanan meclistir. Hakan'ın yanında 'Yin-çü' (Hakan'ın eşi Hatun), 'Sağ ve Sol Eligler' (Sağ ve Solkol Hanları)i, 'Başbuğ (Sağ ve sol Büyük Serasker)'lar ve 'Ogullar' (Prensler) dan oluşan bu kurultay 'ilkbahar' olarak adlandırılmış; savaşa karar verme, tahta geçecek olan hakanı onaylama gibi temel devlet görevlerini üstlenmişlerdir .
İkinci kurultay, askeri nitelikli meclistir. Genelde sonbahar aylarında toplanan bu meclis, kış yaklaşmadan asker sayımı yapmak, ülke içindeki hayvanların sayı ve durumlarını belirlemek, gerektiğinde askeri nitelikli tatbikatlar düzenlemek amacıyla kurulmuştur. 'Sonbahar' olarak da adlandırılan bu meclise yalnızca yüksek rütbeli komutanların ve sınır boylarında yaşayan obaların beyleri katılmıştır.
Nihayet son kurultay ise dini ya da milli nitelikli toplantılardır. Çoğunlukla yaz aylarında ve belirli bir zamanı olmayan günlerde yapılan bu toplantılarda 'Gök-Tengri'ye kurbanlar adamak, hükümdar ailesi üyelerinden birinin düğününü yapmak, ya da ulusal düzeyde spor gösterileri düzenlenmiştir. Özellikle bu toplantılara katılmak zorunlu tutulmuş, her hangi bir nedenle katılmayanlara ceza yaptırımı uygulanmıştır .
Yerel yönetimler açısından bakıldığında da, sağlam bir yerel örgütlenme anlayışı görülür. Doğu-Batı olarak fiilen ikiye ayrılan Hun yerel yönetimleri merkezi yönetim anlayışı doğrultusunda doğu-batı olarak iki 'Dogru'luğa (beyler beyiliği'ne) ayrılmış; bunlar da kendi aralarında 12 begliğe bölünmüştür. Beyliklerden sonra sırasıyla 'Binbaşılıklar', 'Yüzbaşılıklar' ve 'Onbaşılıklar' gelmektedir. Askeri örgütlenmenin hemen hemen aynısı olan yerel örgütlenme, ülkeyi 24 bölgeye ayırmaktadır. Hükümdar ailesi üyesi olan 'Dogru'lar bu bölgelerin en üst yöneticisi olmuşlar ve doğrudan kağan tarafından görevlendirilmişlerdir.
Hun yönetim örgütlenmesi içinde yer alan bir başka örgüt ise, 'Silahlı Kuvvetleri'dir. Ücretli olmayan, hemen hemen bütün ülke vatandaşlarına dayanan ve temelde atlı birliklerden oluşan 'Hun Ordusu', onlu sistem üzerinde şekillenmiştir. Bu noktada en üst askeri birlik yüz binlere ulaşan iki temel 'Başbuğ Tümen'liğine ayrılarak her biri 'Büyük Serasker'lere bağlanmıştır. Daha Mete zamanında bu örgütlenme kendi içinde 'Tümen'lere ayrılmış ve tümenlerde her biri ikiye ayrılmak ve 24 yerel yönetime ayrılan bölgelerde konuşlanmak üzere 24 bölüme ayrılmıştır. Hun Ordusu'nda ikinci alt birlik 1000 kişiden oluşan 'Bin Birlik'tir. Başında 'Binbaşı'nın bulunduğu bu askeri birlikten sonra sırasıyla 100 kişiden oluşan 'Yüz Birlik', 10 kişiden oluşan 'On Birlik' kurulmuştur. "Ayrıca sağ ve sol başbuğların yüksek idaresi altında eğitilen ve onların emirlerinde savaşa katılan ordunun, bu on'lu sistem içinde, onbaşılardan tümen başılara doğru belirli bir kumanda zincirinde birbirine bağlanması, eski Türk siyasi kuruluşlarını, sosyal bakımdan ayrılıkçı kabilevi kalıptan kurtarıp, devlet bütünü haline getirmiş ve devletin bütün gücünü, barışta ve savaşta, ortak gayeler etrafında birleştirmiştir" .
Hun yönetim örgütlenmesi Aga Tengrikut (Luoshang Kagan) döneminde değişime uğrayarak yeniden şekillendirilmiştir. Şüphesiz bunun altında yatan etken devletin değişen dünya dengelerine uyum sağlama isteğidir. Nitekim bu amaçla Göktürkler tarafından 'Ayukı' adı verilen ve içinde Çin yönetim anlayışı esintileri bulunan, bir hükümet modeli oluşturulmuş, böylece yürütme yasamadan ayrılmış; ilk bakanlık Baş Buyrukluk (Başbakanlık olup Türk tarihinin bilinen ilk Başbakanı Çin kökenli Çung-Hang Yüeh'tir.), ikinci bakanlık ise dış işleriyle ilgilenen 'Dış Buyruk'luk adıyla kurulmuştur .
Bir başka örgütlenme değişikliği ise yerel yönetim alanında gerçekleştirilmiştir. Mete döneminde 2'ye ayrılan yerel örgüt Aga Tengrikut ile birlikte yine kendi içinde ikiye ayrılmak suretiyle '4 Köşe' şeklinde değerlendirilmiş, bu yeni iki örgüt de kendi aralarında ayrılarak toplam yerel örgütlenme sayısı 48'e çıkarılmıştır. Böylece 'Büyük Başbuğluklar'ın sayısı 24, 'Kanat Eligleri'nin sayısı 48'e ulaşmıştır.

1.2. Göktürkler Devleti'nde Yönetim Sistemi Ve Örgütlenme Anlayışı
"Asya Büyük Hun İmparatorluğundan sonra, her bakımdan temsil ettiği Türk kültürü itibariyle ikinci süper Türk İmparatorluğu niteliğinde olan Göktürk hakanlığı Türk sözünü ilk defa resmi devlet adı benimsemekle bütün bir millete ad verme şerefini kazanmış, Doğu Sibirya'daki Yakut Türkleri ile batıda Ogur (Bulgar) Türklerinin bir kısmı dışındaki Türk asıllı bütün kütleleri kendi idaresinde birleştirmiştir" . 552 yılında Juan Juanlar (Moğollar)'a ani bir zafer elde eden Göktürkler Bumin Kağan önderliğinde devletlerini kurmuşlar böylece Göktürk yönetim anlayışı tarih sahnesine çıkmıştır .
Kazanılan bu zafer sonunda 'İl Kağan' unvanını alan Bumın, aynı zamanda Göktürk Devletinin kuruluşunu da ilan etmiştir. Nitekim bunu dört yüzlü yılların başında Juan Juan hükümdarı She-lun Kağan unvanını kullanmaya başladığından dolayı Bumın Kağan'ın Juan-Juanların yerini aldığını göstermek için 'Kağan' unvanını kullanmasından çıkarabiliriz. Ancak Bumın Kağan söz konusu bu unvanı, milattan evvel Büyük Hun İmparatorluğu'ndan beri kullanılan Türkçe 'İl' (devlet) kelimesiyle beraber kullanılmıştır. Böylece 'İl' in 'kağanı' yani devletin hükümdarı mertebesine yükselmiş olduğunu göstermektedir. Eşinin unvanı da Hatun (K'o-ho-tun) olarak anılmaktadır. "Bu noktada Göktürk yönetim anlayışında enterasan bir durum ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki; Bumın İl Kağan ünvanını alışı Büyük Hun İmparatorluğu'na bağlamakta kağan unvanını, Hunların hükümdarlık unvanı Ch'an-yü ile aynileştirmektedir. Göktürklerin yerlerini aldıkları Moğol Juan Juanların yerine, Hunlara bağlanmaları her ikisinin de Türk olmasından kaynaklanmadır" . Göktürkler'in kendi varlıklarını güçlendirme ve meşrulaştırma çabaları bununla da kalmamış; başkent olarak eski Hun İmparatorluğu'nun başkenti Ötüken'i seçerek devletin temellerini Türk unsuru esasına dayandırmış, Tabgaçların sonraları Çinlileşerek Wei adını almalarında yaşanan erime (asimile) olasılığını önlemiştir.
1.Göktürk egemenliği yıllarında idari açıdan asıl örgütlenme Mukan Kağan (Beg Han) döneminde gerçekleşmiştir. "Anlaşıldığına göre Göktürk çağında Türk adı yalnızca Türk kavminin (ırkının) adı olarak değil; daha çok Türk Devletini karşılayan bir deyim olarak söylenmişti. 585 yılında ünlü Göktürk Kağanı İşpara'ya Çin İmparatoru tarafından yazılan bir mektupta 'Büyük Türk Kağanı' şeklinde hitap ediyordu. Artık bu çağda Çinlilerde Türklerin büyüklüklerini kabul etmişlerdi" . Gerçekten de Göktürkler bu özellikleri nedeniyle Türk yönetim tarihi içinde Türk adının kullanılması bakımından ilk devleti olma özelliğini taşımaktadırlar.
Yukarıda da belirtildiği gibi temellerini ulusal esaslar üzerine oturtan Göktürkler, yönetim sistemlerini de daha Mukan Kagan zamanında başlıca üç unsur üzerine dayandırmışlardır. Nitekim bu amaçla ilk unsur devletin tamamlayıcısı ve belki de en önemli öğesi olan 'siyasi otorite'dir ki, bu da Hun İmparatorluğundan getirilen 'Kut' kavramıyla açıklanmaktadır. Tıpkı Hun İmparatorluğu'nda olduğu gibi Gök-Tengri, bir kere daha adaleti ve iyiliği yaysın diye Türk Budununu görevlendirmiş, onları da (Hunlar'dan farklı olarak) A-shih-na (Asena) Ailesi altında toplamıştır. Bu bağlamda ülke genelinde vergi toplama, savaşlara karar vererek seferlere çıkma, ordunu bütün eksiklerini tamamlayarak komutanlık etme gibi hak ve görevler bizzat Hakan sorumluluğuna bırakılmıştır.
Göktürk yönetim sisteminin temellerini atan ikinci unsur ise, Ülke ya da Ulus kavramıdır. İmperium Hukukuku'nun (ki bu hukuk, devlet başkanının ülkeyi yalnızca yönetmek ve korumakla görevli olduğunu belirten anlayıştır) Ortaasya şeklini oluşturan bu anlayış, ülkenin Çin yönetim geleneğinden farklı olarak Türk Ulusunun yücelmesi için Tanrı tarafından yetkilendirdiği Kağanın doğrudan sorumluluğuna bırakan, ancak kendi özel mülkiyetinden sayılmayan, emanet niteliğinde değerlendirilmiştir . İşte bu görüş, aynı zamanda Kağanın yaptığı her türlü eylem ve işlemlerin denetime açık olmasını sağlamıştır. Buna göre hakan, devletini öncelikle bağımsız kılacak (Oksızlık), Tanrı adaletinin yayılması için fetihlerde bulunacaktır.
Göktürk yönetim sisteminin üçüncü unsurunu ise Halk (Kün) oluşturmaktadır. Yine 'İmperium Devlet Sistemi'nin getirisi olan 'Kün' anlayışı, döneminin öteki devletlerinde uygulanan sisteminden farklı olarak 'vatandaş' kavramının bir uzantısı olmuştur. Nitekim bu dönemlerde başta Çin olmak üzere bir çok devlet halk kavramını 'köle' kavramıyla eş düzeyde görürken, atlı, göçebe bir toplum olan Göktürkler böyle bir anlayışın kendilerine yük olacağını düşünerek köle edinme yoluna gitmemişlerdir .
Mukan Kağanın ölümüyle birlikte tahtta meydana gelen değişiklik Göktürk yönetim sisteminde bir dönemin kapılarını kapamıştır. Kendisinin bıraktığı vasiyete uyularak, Toy'unda onayıyla Taspar (T'a-po) Kağan olmuştur. Göktürk Devleti'ndeki bu iktidar değişimi öncelikle Çinle olan ilişkileri yeniden gündeme getirmiş; Çin içindeki çekişmeyi körükleyen Göktürkler, kısa süre içinde Chi ve Chou hanedanlıkları arasındaki yarışı kızıştırma yolunu tercih etmiştir. Ne var ki Taspar Kağan, önceleri bu durumdan epeyce yararlansa da sonraları Budizm Dinini seçerek ülkenin kendisinden sonra felakete sürüklenmesine neden olmuştur.
Bu gelişmeler sonucunda, yaklaşık elli yıl kadar süren idari kargaşa her ne kadar devletin işleyişini geçici bir süre durdursa da, aslında devletin gücünü düşünüldüğü kadar yok etmemiş aksine varlığını çok zayıfta olsa korumasını sağlamıştır. Çünkü Göktürk yönetim anlayışı iki temel karaktere sahip olmuş ve bunları korumasını bilmiştir. Nitekim birincisi devletin köklerinin oldukça derin bir yapıda gelişmesi ve yurttaşların tarihin uzak köşelerinden getirdikleri kültüre sahip olmasıdır. Böylece devletin başı yanlış kararlar alsa da, taban bu kararlara gerektiğinde uymayan bir çok yönetici çıkararak yıkılmayı engellemiştir.
Göktürk Devletinin tamamıyla tarih sahnesinden çekilmesini önleyen ikinci bir anlayış ise, Türklerin bu dönemlerde dağınık ve göçebe yaşamı sürmesi, geniş coğrafyalara yayılması, üstünde yaşadıkları alanları yurt olarak görmesidir. Nitekim bu ikinci alışkanlık öteki ulusların aksine Göktürkleri sürekli bir devletleşme sürecine itmiştir. Ayrıca Çin kaynaklarına bakıldığında, iktidara gelen bütün Çin hanedanları, Türk boylarıyla uzunca uğraşmak zorunda kalmışlar, kesin bir sonuç elde edemeyip ancak varolan iktidar kavgalarını körükleyerek durumu yönetmeye çalışmışlardır.
682 yılında yeniden şekillenen yönetim anlayışını ilk kağanlık dönemi içinde 'millet' ve 'milli devlet' üzerine temellendiren Göktürkler, 'ikinci kağanlık' döneminde de yönetim sistemlerini aynı ölçüler içinde üç ana başlık altında şekillendirmişlerdir. Sistem olarak temel yönetim felsefesini koruyan Göktürkler, devletin örgütlenmesini daha kesin ve çarpıcı ifadeler altına almışlardır. Nitekim ilk ifade bu noktada günümüzde devletin tamamlayıcısı ve belki de en önemli öğesini oluşturan siyasi otoritedir ki o da 'kut' (kutsallık) kavramıdır. Kül Tegin Anıtı'nın doğu yüzünde yer alan "üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta , ikisi arasında da insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk Budunun ilini, töresini tutuvermiş, düzene sokuvermiş ifadesi, devletin öncelikle siyasi bir sistem üzerinde şekillendiğini göstermekte, siyasi sistemde de yalnızca Türklere ait olan Gök Tengri'nin bağışıyla (Kut vermeyle) gerçekleşebileceğinin kanıtlanmasında güzel bir örnek teşkil etmektedir. Tengri, Türk Ulusunu görevlendirmesine karşın yönetime hiç bir zaman doğrudan karışmaz. Tengri'nın yüklediği kutsal görev öncelikle kağanların sorumluluğuna bırakılmıştır. Devletin olası bir zayıflığında kağandan bu yetki ve görevlerin alındığı düşünülür. Nitekim Çin kaynaklarında genişçe yer alan ve daha önceden de belirtilen Bilge Kağan'ın yönetimi eline alması olayı bu düşüncenin en çarpıcı örneğidir. Gök Tengri tarafından bu kadar geniş yetkilerle donatılan hakan, 'Bozkır Kültürü' geleneğinin doğal bir sonucu olarak ülkede hem tanrının gölgesi hem de devletin en üst yöneticisi olma sıfatını kazanmaktadır. Göktürk İmparatorluğunun bütün dönemlerinde Hunlar'dan getirilen bu gelenek sonucunda beylerin ve boy başkanlarının yasama ve yürütme sorumlulukları bütün ülke ve ulusun temsilcisi olarak Hakan'a bırakılmıştır. Ülke düzeyinde vergi toplama, silah altına çağırma, ordunun bütün yönetim ve düzenleme işleri hakan tarafından bizzat yönlendirilmiştir. Anıtlarda "Türk Kağanı Ötüken Ormanında oturursa ilde sıkıntı yoktur. İleride Şanduğ Ovasına kadar ordu sevkettim. Denize ulaşmama az kaldı. Beride Dokuz Ersime sefer ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı ..." ifadelerinde devletin sınırlarının belirlenmesi olayı bu yönetimin tipik özelliğidir. Buradan yola çıkarak Göktürk hakanlarının genel niteliklerini "töre" kavramı içinde bulabiliriz. Toplumsal yaşamın bir araya getirdiği zorunluluklardan doğan, ancak yazılı olmayan ve Gök Tanrı tarafından Kağana öğretilmiş olan "töre" (törü), halkın yaşamlarını sürdürmesi açısından 'Küç' (savaşçılık) ve 'Ülüg' (üretkenlik) gereksinimlerini karşılayan vazgeçilmez bir yaşam biçimindedir. İşte bu nedenle Kağan töreyle eşit konumda, Tengri'nin altında, insanoğlunun üstünde sayılmıştır . Buradan yola çıkarak kağan yada törenin, gerektiğinde bütün ülkede geçerli olmak üzere yenilikler yapmak, ülkenin yönetsel ve ekonomik işlerini düzenleme yetkisini aracılara yani Toy'a devrederek, iktidar anlayışını karizmatik bir tipe soktuğu öne sürülebilir.
Göktürk Kağanlığı yönetim sisteminin dayandığı ikinci temel ise, bağımsızlık (oksızlık)'tır. Göktürk Devletinin birinci evresi tamamlandığı dönemde ve daha sonradan anıtlarda da geçen İl'i olan budun İlsiz kalması, Kağanı olan budunun kağansız kalması yakınmaları bu gerçeğin yakın bir anlatımıdır. Bağımsızlık 'ülke' kavramıyla desteklenir. Kendisinden önce kurulan Hun İmparatorluğundan kalan bu kavram, Bozkır yaşam kültürünün ayrılmaz bir parçası olan bağımsızlıkla birlikte değerlendirilmiştir. Bu nedenle İmperium Hukukunun Ortaasya şeklini oluşturan yönetim anlayışı, ülkenin Çin yönetim geleneklerinden farklı olarak Türk Milleti'nin yücelmesi için Tengri'nin kut verdiği Kağanın doğrudan sorumluluğuna bırakan, ancak kendi özel mülkiyetinden sayılmayan, emanet niteliğinde değerlendirilmiştir. İşte bu değerlendirme de, kağanın yaptığı bütün eylem ve işlemlerde sorumlu, danışma ve denetime açık bir tutum takınmasını zorunlu kılmıştır. Nitekim Göktürk Anıtları bu sorumluluk anlayışının, devletin sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalacağı düşüncesinin ürünü olarak dikilmiştir.
Göktürk yönetim sisteminin üçüncü temelini ise halk (Kün) oluşturur. Yukarıda da belirtildiği üzere 'Kün' düşüncesi, bağımsızlığın ve kağana emanet edilen ülke anlayışının bir sonucudur. Asya Hunları'nda olduğu gibi Göktürk ülkesinde de Türk soyundan gelen bütün boylar 'Kün' olarak değerlendirilmiş; Hun yönetim sisteminde de görülen köle anlayışını engellemiştir. Özellikle Orhun Anıtlarında sıklıkla geçen kul deyimi gerçek anlamıyla 'mülkiyet' ve 'temel haklar'dan mahrum kimseler için değil, bazı siyasi ve uygarlık haklarının kaybedilmesi anlamında 'esirlik' kavramı içinde ele alınmıştır. Nitekim Göktürklerce Türkistan olarak nitelendirilen Aral ve Hazar Gölü Bölgeleri civarında bulunan Balasagun Kenti'nde Sağdaklıların çoğunlukta olması nedeniyle, güvenlik ve adalet işleri Göktürk yöneticilerinde kalmak şartıyla bu topluluğun derebeylerine bırakılmıştı . Bu anlayış, aynı zamanda geniş halk kitlelerinin yönetimde söz sahibi olduğu, sınıfsal devlet kavramının olmadığı, Tengri tarafından görevlendirilen kağanın toplumunu sürekli ileriye ve ekonomik yada sosyal açılardan çağının en gelişmiş toplumunun yaratılması için yükümlü tutulduğu 'Sosyal Hukuk Devleti' kavramını çıkarmıştır. Bu kavram ise yalnızca Göktürk yönetim örgütünün düzenlenmesinde temel zorunluluk olarak değerlendirilmeyecek, günümüze kadar kurulan tüm Türk devletlerinin de şekillerini belirleyecektir.
Örgütlenme açısından ele alındığında temellerini yönetimin geleneksel davranışlarından değil, doğrudan Hakan'a yada yönetime Gök Tengri tarafından verilen üstün güçlere dayanarak, karizmatik meşru devlet ilkesinden alan Göktürk yönetim sisteminde devlet örgütü oldukça karmaşık ve bol sayıda bürokratlardan oluşan yapı göstermektedir. "Kağan, hatun, şad, yabgu, (unvan olarak hemen kağanın arkasından gelenler) bey (boy başkanları), çor ve irkin (erkin) veya sekin (büyük komutanlar), tigin ve inan-çu (prensler kağanın çok yakınları), aygucı (kağanın danışmanı), ilteber (federe Kök-Türklerin başındaki temsilci), tadun (tabi boy ve kentler nezrinde vergi ve haraç amiri), çabuş (başkomutan), tutuk (askeri vali), tarkan (dirlik sahibi ? yüksek rütbeli komutan), buyruk (subay), boyla (göç başkanı), taygun (yönetici alumcı (vergi işleri), öge, şadpıt, kuğapıt, buga, böke, çiğri, şengün, yarkan vs. (hepsi subay) bu memurlara ayrıca adlarını bilmediğimiz, fakat Uygurlarda olduğuna göre, Kök-Türk kağanlık yönetiminde de, haydi haydi olması gereken altı dış işleri bakanı ile üç iç işleri bakanını eklemek gerekir" .
Göktürk Devlet örgütü, Ortaasya Türk geleneklerinin bir getirisi olarak yönetici ailesinden yapılan seçimlerle şekillenir. "Göktürk toplumunda bu mevkilerin aslen Asena, kısmen de Asete uruklarına tahsis edilmiş olduğu kesindir. 1.Göktürk Kağanlığını kuran Bumin Kağandan, 2.Göktürk Kağanlığının son kağanı Tengri Kağan'a kadar bütün Göktürk kağanları birer Asena idi. Unutmamak gerekir ki, Asena Uruğundan sadece Göktürk kağanı çıkmaz, On ok, Karluk, Basmıl, Hazar ve Peçenek Kağanları da bu uruktandır. Yüksek mevkiler hep onlarındı. İlliğ Kağanın gazabından kurtulmak için Çin'e sığınan İnisi Yin-noi tiğin, atısı T'uli küçük kağan , öbür atısı Yu-se ise şaddır. Hatta bu Asenalar Çin'e sığındıktan sonra bile İmparatorluk sarayında daima yüksek mevkilere getirilmişlerdir. Zamanı geldiğinde kullanılmak üzere..."
İşte bu noktada Göktürk yönetim sisteminin kurumsal yapısına göz atmakta yarar vardır. Bilindiği gibi Göktürk Toplumunda öteki Türk Toplumlarında görüldüğü gibi en küçük aileden (oğuş) başlamaktadır. Ailelerin birleşmesinden Urug, uruglardan Boy (bod), Boylardan nihayet Budun (millet) meydana gelmektedir. Başında genellikle arazinin genişliğine ve nüfusuna göre yabgu, şad, ilteber vb. gibi ünvanlar taşıyan idarecilerin bulunduğu budun, müstakil veya bir 'il'e tabi olabilir il (devlet) ise, arazili millet ile birleşmiş halkı (bodun, kun) ile, müşterek hukuki nizamı (töre) ile yurdu koruyan ve milleti refah, huzur ve barış içinde yaşatan bir siyasi kuruluştur. Yine devlet, emniyet ve adaleti sağlamayı amaç tutan, kuvvetli, sözü geçen bir hakimiyete itaat eden teşkilatlanmış müstakil bir örgütlenmedir. Bu siyasi birliğin Türklerde nitelenme tarzı ise 'devlet baba' şeklindedir . Dönemin Çin ,Hind ve Bizans topluluklarında 'baba' kavramı ülkeye verildiği halde, bozkır yaşam gelenekleriyle yoğrulmuş olan Göktürkler'de 'baba' kavramı ulus, dolayısıyla devlet (siyasi bir erek) üzerine nitelendirilmiştir.
Göktürk yönetsel sisteminin yukarıdaki gibi beliren kuramsal yapı anlayışı, örgüt alanında Kağan (yürütmenin başı olarak) Ayukı (yasama ve yürütme olarak) Yarkı (yargı) üçlemesiyle şekillenmektedir. Devletin ve yürütmenin başı olan kağan, hükümdar ailesi arasından seçilse de Hun kaynaklı geleneklerin etkisiyle seçimle belirlenmiştir. Böylelikle Göktürk devlet örgütünün Hunların aksine her iki kanatta da belirli bir örgütlenmenin olduğu yerel örgütlerin Eliglerin takdirine bağlı olarak şekillenmediği anlayışı ortaya çıkmıştır.
"Gerek 1.Göktürk, gerek 2.Göktürk Kağanlıklarında, kağanlık veraset sistemi belli bir kalıba oturtulamaz. Kağanlık; 1) Kang*Oğul (Baba*oğul), 2)Eci*ini (amca,ağabey-Küçük erkek kardeş) 3)Eci*in*-ini vej, 4) Eci*ini*atı (amca, ağabey*k.erkek kardeş*erkek kardeş çocuğu, erkek torun) şekilleri içinden herhangi bir iniş kategorisini izleyebilir. Genel hatlarıyla l. Göktürk Kağanlığının en kuvvetli olduğu dönemde Kang* oğul (eci) *oğul*(ini)*atı, İsbara Kağandan sonra zayıfladığı dönemde ise, Kang (atı)*ini atı*ini*oğul (eci)-ini-ini iniş sistemi uygulanmıştır. 2.Göktürk Kağanlığında ise iniş kategorilerinde düzensizlik hemen göze çarpıyor. İlin derleniş döneminde eci-ini*atı şeklinde yürürlükteyken sonraları kang*oğul (eci)**oğul (ini) iniş sistemi geçerli olmuştur" .
Göktürk Kağanlık sisteminin gerekli bir düzen yerine, rastgele bir düzen biçiminde örgütlenmesi ve bütün kağanların bu sisteme uygun biçimde tahta geçişleri, halkında katıldığı büyük bir törenle Toy'un kabul ve onayını zorunlu kılmaktadır. Ataerkil bir gelecek yerine Göktürklerce dönemin kendi kişiliğine özgü bir devlet başkanın belirleme uygulaması Ortaasya Türk uygarlığında demokratik yönetim alışkanlıkları hakkında ipuçları ortaya koymaktadır. Ancak bu yeni uygulama kağanlık seçimlerinde devlet içi taht entrikalarının, kanlı darbelerin ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılmış, yönetimin halkla paylaşılmasını sağlamasına karşın özellikle Çin'in Göktürk üzerinde oynadığı oyunlara zemin hazırlamıştır.
Yürütmenin başı olan kağanlık kurumunun bu tip örgütlenme alışkanlıklarıyla belirlenmesi, Asya Hunları'yla doğan Ortaasya içinde, yalnızca Türklere özgü iki başlı kağanlık sistemini de etkilemiştir. Göktürklerin 1. Kağanlık evrelerinde uygulanan bu alışkanlıkta kut yetkileriyle donatılan kağanın yanında sivil nitelikli ve ülkenin batı kanadını yöneten 2. Kağanın konumu, ulus üzerindeki egemenlik haklarının karşılıklı paylaştırılmasından çok dış ilişkilerinde bağımsız iç işlerinde Kutlu Kağana bağımlı bir konfederatif yönetim anlayışının sonucu olarak gelişmiştir. Devlet yönetiminde zorunluluklar sonucu ortaya çıkan siyasi, askeri ve ekonomik alanlardaki iş bölümünün doğal sonucu olan bu örgütlenme tipi, kağanın amcaları, kardeşleri, yeğenleri yada oğulları arasında paylaştırılmıştır. 2.Kağanlık döneminde resmen uygulanmayan iki başlı kağanlık örgütlenmesi aynı zamanda devletin bir kanadının (ki bu kanat birinci devlet döneminde Doğu Göktürkler olmuştur) herhangi bir nedenle (bu neden de devamlı doğrudan yada dolaylı olarak Çin etkisidir) zayıflaması durumunda ikinci kanadın yönetiminde bütün hakları eline alarak ulusu esaret altına almaktan kurtaran yedek bir örgüt olma özelliğini taşımaktadır.
Göktürk yürütme organın ikinci bölümü ise Ayukı (Bakanlar Kurulu)dır. Orhun Anıtlarının batı yüzünde geçen "Türk Bilge Kağanı Kyukıka küçük kardeşim Kül Tegini gözeterek oturdum " ifadesi ile ortaya çıkan Ayukı örgütü, Asya Hunlarında uygulanmış Ta-chü-ch'ü örgütünün bazı değişikliklerle uygulanmasıdır. Yaklaşık 28 sınıf memurluğunun yada üst düzey yöneticiliğinin bilindiği Göktürk devlet örgütünde Ayukıların sayısının dokuz civarında olduğu bilinmektedir. Altısı dış-bakan olan Ayukunun başı "Aygucı" (Başbakan)dır. Kağan tarafından doğrudan atanan Aygucı, bakanlar kurulu içinde eşgüdümü sağlıyor, hem iç hem de dış bakan olarak yürütme görevlerini yerine getirmiştir. Bunun yanı sıra Göktürk Bakanlar kurulu temelde "kut"lu kağanın olarak görüldüğünden hükümdar ailesi içinden oluşturulmasına dikkat edilerek hazırlanmıştır.
Türk hükümet üyelerinden hangisinin ne gibi vazife gördüğü hakkında açık bilgilere rastlanmamıştır. Ancak bazılarının (çor, ilteber v.b) taşrada iseler, gönderildikleri bölgelerde birer askeri-vali durumunda oldukları, bazılarının da (mesela) vergi işleri ile uğraştıkları tahmin edilir . Bu olasılıklardan yola çıkarak, Aygucı'nın dış ve iç işlerinde görevler üstlendiği de göz önüne alınırsa; Şad, yabgu gibi unvanlara sahip olan ve kağandan sonra gelenlerle birlikte Çor ve İrkin unvanlı büyük komutanlar (örneğin 734 yılında Çin'e Bilge Kağan tarafından büyük elçi olarak gönderilen Buyruk Çor gibi...) bey unvanlı A-sih'i-ta ailesinin boy başkanı dış bakan olarak görevlendirilmiş; Tegin (Kül Tegin hariç) unvanlı ordu komutanları askeri gereksinimlerle ilgilenmek, federe toplulukların sorumlusu olan İlteber iç güvenliği sağlamak ve federatif yapıda olan boyların gereksinimlerini karşılaması amacıyla Tadun da, ülke içinde haraç ve vergilerin toplanması amacıyla iç-bakan olarak atanmıştır. Kağanın 'Kut' yetkisi aldığı göz önüne alınırsa, Ayukı'ların yukarıda belirtildiği gibi genelde hükümdar ailesi soyundan oluşturulmuştur. Ancak Kül Tegin anıtının kuzey doğu yönünde adı geçen Toygun Eltebir hükümdar ailesi içinden olmadığı halde anıtların yapılması için Buyruk (Bakan) olarak görevlendirilmiştir.
Yürütme organı Kagan ve Ayukı olarak beliren Göktürk Devleti örgütlenmesinde yasama görevini 'Toy' yerine getirmiştir. Temelde Hunların Moğollar'daki kurultay (Khuriltai) anlayışından esinlenerek geliştirilen Toy, önemli konularda özellikle törelerin oluşturulması için yılın belirli dönemlerinde toplanırdı . Hunlardan kalan bir alışkanlıkla ilkbahar, yaz ve kış aylarında kağan tarafından çağrı yapılan Toy üyeliklerine Orhun Anıtlarından öğrenildiği üzere 'Toygun' adı verilmiştir. Toy üyesi olan Toygunlar Moğol ve Çin Meclis üyelerinden farklı olarak gücünü ve üyelerini geniş bir halk tabakasına dayandırmıştı. Toy üyeleri o kadar fazladır ki Göktürk yönetim kademelerinde asker yada sivil yöneticilerin tamamından, devlete federatif nitelikle bağlı olan boyların üst düzey yöneticilerinden ve Toy'a toplantı için gelen bütün halktan oluşturmuştur. Toplantıya açık ve isteyen herkesin katılıp, fikirlerini açıkça söyleyebildiği, Toylar, aynı zamanda Yargukı (yargı organı olan kağanın yada Aygucının başkanlık edebildiği devlet mahkemesi) çağrısıyla da toplanabiliyordu. Devlet yönetiminde alınan veya alınabilecek kararları Toy onayından geçirilmesi Göktürk yönetim geleneğinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Nitekim Bilge Kağan Göktürk sınırları içindeki kentlerin Çin'de olduğu gibi surlarla çevrilmesi ve Budizm ile Taoizm dinlerinin ülkenin resmi dini olması için toyu toplamak durumunda kalmış, ancak Tonyukuk'un itirazları bu durumun kabul edilmemesini sağlamıştır. Bu da göstermektedir ki Türk Hükümdarlarının kurultaya rağmen karar almaları ve törede değişiklik yapmaları mümkün değildir.
Günümüz çağdaş devlet sisteminin üçüncü ve zorunlu örgütü olan Yargı erki Göktürk Devlet sistem ve örgütünde de önemini korumuştur. Ortaasya dönemi içinde Türk yapı yol ve yöntemleri konusunda bilgilerin son derece az olmasına karşı Çin kaynakları başta olmak üzere diğer kaynaklarda görülen olaylara göre suçlar çok şiddetli biçimde cezalandırılmıştır. Adam öldürmenin, suç üstü yakalanan hırsızın, zinanın cezaları ölüm olarak kararlaştırılır, hafif suçlar on günü aşmamak üzere hapis yoluyla infaz edilmiştir. Bu doğrultuda örgüt yapısını Asya Hunları ve Çin yargı sisteminden alan Göktürk yargı örgütü, ikili bir sisteme dayandırılmıştır. Hakanın başında bulunduğu ve bizzat kendisi tarafından yerine getirilen 'anayasa mahkemesi' olarak da tanımlanabilecek 'yargu' siyasi suçlar yada yönetsel uyuşmazlıkları çözmüş, adli yargılamalar ise hakanın atayıp, toyun onayladığı 'yargan' tarafından yürütülmüştür.
Yukarıda da görüldüğü gibi Göktürkler, geniş bir tabana oturmuş yönetim örgütüne sahiptiler. Yasama, yürütme ve yapı üçlemesiyle çatısı oluşan devletin, görevlerini daha iyi yerine getirebilmesi için 'derin devlet' yapısını oluşturması kaçınılmazdı. İşte bu nedenlerdir ki Göktürk Devleti bilinen yapısıyla iki alt memur sınıfı geliştirilmiştir.
Birincisi, devletin omurgasını oluşturan ve bütün Türk Devletlerinde olduğu gibi 'ordu' örgütüdür. Göktürk ordusu, barış zamanında Çin askeri geleneklerinden esinlenen kent-garnizonlarında yada garnizonlarda bulunmaktaydı. Kaynaklar her ne kadar Göktürklerde ayrıca askeri bir sınıf olmadığını, bütün ulusun asker olarak kabul edildiğinden söz etseler de gerek birinci gerekse ikinci devlet evrelerinin en parlak dönemlerinde; Batıda Balasagun, Güneyde Beş Balık gibi bazı kentlerde kent garnizon olarak kullanılmış ve belirli sayıda hazır asker yedekte tutulmuştur. On bin kişilik 'tümenler'e ayrılan Göktürk ordusu 1000'lere, 100'lere, 10'lara bölünerek bütünüyle atlı birlikler şeklinde örgütlenmiştir.
İkinci yönetsel örgütlenmeyse Ayukı'da var olan iç buyruklara bağlı olan uzantılardır. Fermanları ve emirleri onaylayan 'Tamgacı', kendi uzmanlıklarına göre danışmanlık yapan 'Tayançlar', günümüzde Sayıştay'ın görevlerini yerine getiren 'Hazneciler' ülke içi ve dışı haberleşmeyi sağlayan 'Elcüler', gölge kabine gibi Ayukı'ya yardımcı olan 'Kılaguzlar', belirli ve düzenli bir kurum altında etkinliklerini sürdürmüşlerdir.

6.1.3 . Uygurlar Devleti'nde Yönetim Sistemi Ve Örgütlenmesi
Uygurlar, kendilerinden önce kurulmuş olan Hunların ve Göktürklerin kültür mirası üzerine kurulmuş olmakla beraber, bu devletlere nazaran tam bir yerleşik hayata geçmesi ve artık taş üzerine yazılmış belgeler yerine kağıtlar üzerine yazılmış belgeler bırakmaları eski Türk kültür hayatı bakımından çok önemli sonuçlar doğurmuştur .
742 yılında Basmıl ve Karluk boylarıyla ortaklaşa Göktürkleri yıkarak egemenliklerini ilan eden Uygurlar devlet sistemlerini, temelde Türk Bozkır Kültürü çerçevesinde oluşturdular. Göktürk egemenliğinin yıkılması için Karluklar ve Basmıllar ile ittifak yaparak, merkezde Uygurlar, 'Sol Yabgu'lukta Karluklular, 'Sağ Yabgu'lukta, Basmıllar olmak üzere devlet yönetimini fiilen paylaştılar. Bu arada Uygurlar Çin'in güvenini sağlayarak varlıklarını güçlendiriyorlardı. Nitekim bu işbirliği sonunda 744 yılında Göktürk tahtında oturan Basmıl Yabgusu Wu-su-mi-shıh (Ozmiş Kagan) Uygurlar tarafından tahttan indirilerek Çin ordularıyla birlikte Basmıl ülkesi basılmıştır. Böylece Göktürk egemenliğinin merkezi ele geçmiş, 'Ötüken' de Uygurlar Devleti kurulmuştur.
İlk hükümdarı Kutluk Kagan'ın 747 yılında ölmesi sonucunda yerine oğlu 'Mo-yen Cho'o (Moyun Çur Kagan) İlteber'(Tengri de Bolmış İl İtmiş Bilge Kagan) döneminde gerçek anlamda yönetim sistemini kuran Uygurlar, temelde Göktürk yönetim sisteminin benimsenmesine karşın 759 yılında Moyun-çur Kağan'ın ölümüyle tahta geçen Bögü Kağan döneminde eski dönemden farklı yönetim tarzı geliştirdiler.
Büyük oranda Çin yönetim felsefesinin etkisinde kalınmak üzere toplumsal sınıf anlayışı benimsenmiş ve yönetim başta toprak olmak üzere soyluluk derecesine göre paylaştırılmıştır. Söz konusu bu anlayışa göre devleti kuran soy ve akrabalar (ki bu soy 9 oba'dan oluşmaktadır), yine kendilerine katılmış olan öteki boyları da devlet yönetiminde önemli görevlere gelmelerine izin vermiş; devlet arazilerinin yönetimlerini üstlenmişlerdir. Uygurlar ayrıca, şehzadeler ile soylu beylerin emrine de geniş bölgeler veriyorlardı. Bu düzen Uygurlar'da, diğer Türk devletlerinde görülmeyen bambaşka bir ekonomik gelişme de meydana getirmiştir .
Uygur devlet sistemi Mani Dini'nin giderek yayılmasıyla birlikte egemenlik anlayışını da değiştirmiştir. Artık olabildiğince genişleyip bütün dünyayı ele geçirerek hükümranlık sürmek yerine, yalnızca bölgesini koruyarak dünyayı Karabalasagun'dan yönetmek anlayışının güçlendiği görülmektedir. Nitekim bu anlayış ışığında yapılan Uygur fetihleri de bu doğrultuda gerçekleşmiştir.
Uygur devlet ve yönetim örgütlenmesi ise sistemin uğradığı değişiklikler ve eski kültürün getirdiği alışkanlıklar arasında şekillenmiştir. Tıpkı Hun ve Göktürklerde olduğu gibi yasama, yürütme ve yargı organlarını (Göktürkler'den farklı olarak) tekli bir yönetim yapısı şekillendirilmiştir. Bu doğrultuda Uygur yasama organı 'Kengeş' olarak isimlendirilmiş, önemli konularda (ilk yıllarda Bayan Kagan'ın tahta geçirilmesinde olduğu üzere) yasa çıkarmak suretiyle karalar alma yetkisiyle donatılmıştır .
Devletin yürütme kanadını oluşturan 'Orta Kengeş' ise, kağan ve soylu devlet yöneticileri tarafından temsil edilen bir kuruldur. Genelde yılın yaz aylarında toplanan bu kurul, öteki zamanlarda özellikle de Hakanın seferde olduğu dönemlerde 'Üge'nin başkanlığında devlet kademelerinde önemli görev alan üst düzey devlet adamlarıyla toplanarak, kesin kararlar alabilen ve bunları uygulama yetkisine sahip bir organdır. Nitekim Çin kaynaklarına bakıldığında Göktürkler'de olduğu gibi Uygur hükümeti 9 Bakandan oluşmakta, yine Göktürklerde görüldüğü üzere bunların 6'sı 'dış', 3'ü 'iç' bakandır.
Uygur yargı örgütlenmesi de görevler ayrılığı ilkesine göre şekillendirilmiştir. Tamamen bağımsız bir örgüt olan yargı, özel hukuk alanında törelere göre karar veren, çoğunlukla din adamları olan 'Kam'lar tarafından yürütülmüş; idari konularda ortaya çıkan uyuşmazlıklar ise yine 'Kengeş'tarafından çözüme bağlanmıştır.
Edinilen bilgiler ışığında Uygur yerel yönetim anlayışı ise, Hun ve Göktürk yerel yönetim anlayışlarının aksine "ikili ya da daha çok" bir yapılanma göstermemektedir. Daha önceden de belirtildiği gibi kendi içinde sınıflara ayrılan Uygurlar, ele geçirdikleri bölgelerde yaşayan siyasi oluşumların yönetimlerine karışmadıkları gibi sınırlı oranda bunların bir başka devletle antlaşmalar yapmalarına doğrudan müdahale etmemişlerdir. Bu durum aynı zamanda Büyük Selçuklular'ın geliştirdikleri ve bir düzene oturttukları günümüz anlamıyla tanımlanacak olursa "Konfederatif" bir yönetim biçiminin ilk örneği sayılabilir.
Uygur Devleti genel olarak Türk yönetim tarihinde oldukça ilginç bir dönemi oluşturmaktadır . Türk tarihi içinde ilk kez bir din değişimini gerçekleştiren Uygurlar, aynı zamanda bunu daha ilerilere götürerek çok sesli bir kültürünün oluşturulmasında önemli görevler üstlendiler. Yönetim sistemi ve örgütlenmesi açısından getirdikleri yenilikler ise, temelde Hun ve Göktürk yönetim sistemine bağlı kalmakla birlikte 'Kengeş' vasıtasıyla yasama, yürütme ve yargı birliği, fakat uygulamada görevler ayrılığı anlayışının yerleştirilmesidir . Ekonomik gelişme ve ilerleme üzerine dayandırılan yönetim sistemi, özellikle Turfan Uygurları'nda sürekli gündemde kalmıştır.

KAYNAKÇA
" CEVİZCİ Ahmet, Felsefe Sözlüğü, Ekin Yayınları, Ankara, 1996
" DENİZ Ömer, ACAR Mustafa, Sosyal Bilimler Sözlüğü, Vadi Yayınları, Ankara, 1997
" DİVİTÇİOĞLU Sencer, Kök-Türkler, Ada Yayınları, İstanbul, 1987
" FİŞEK Kurthan, Yönetim Bilimi, A.Ü. SBF Yayınları, Ankara, 1979
" GÖNÜLLÜ Ali Rıza, Eski Türklerde Kengeş Meclisi, Tarih Dergisi, Sayı:139, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul, Temmuz 1998
" İZGİ Özkan, Çin Elçisi Wang Yen-Te'nin Uygur Seyahatnamesi, TTK Yayınları, Ankara, 1989
" KAFESLİOĞLU İbrahim, Türk Milli Kültürü, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1993
" OSMAN Gıylaceddin, Hun Tengikutluğu Ve Türk Şeceresi, Aktaran: Birsel Oruç, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Dergisi, Sayı:114, İstanbul, 1998
" ÖGEL Bahattin, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1988
" ÖZTÜRK Ali, Ötüken Türk Kitabeleri, MEB Yayınları, Ankara, 1993
" TANERİ Aydın, Türk Devlet Geleneği, MEB Yayınları, İstanbul, 1997
" TAŞAĞIL Ahmet, Göktürkler, TTK Yayınları, Ankara, 1995
" TATAR Taner, Türk Yönetim Sistemi, Yetkin Yayınları, İstanbul, 1997
" TİKİCİ Mehmet, Yönetim Ve Organizasyon Teorileri, Kampüs Kitapevi, Malatya, 1997
" TÜRÜKOĞLU Gök Alp, Sınırlandırılmış Türk Tarihi, Cilt:1, Atatürk Üniv. Yayınları No:426 Sevinç Matbaası, Ankara, 1976

 

 

 

 
< Önceki
 
internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.
Döviz Kuru(TCMB)
USD Alış1.4936 YTL
USD Satış1.5008 YTL
EURO Alış1.9252 YTL
EURO Satış1.9345 YTL
  Toplam  217,561